Faruk Duman, önemli ödüller kazandığı ‘Sus Barbatus!’ta 80 darbesine giden yolu, ülkenin kuzeydoğusundaki küçük bir köyde yaşananlarla birlikte anlatmıştı. Devamı niteliğindeki ‘Sus Barbatus! 2’de tarih 1980 oldu. Mevsim karakıştan bahara döndü. Arka plandaki siyasal olaylar ise iyice belirginleşerek hız kazandı. Duman, “Bu bir dil romanıdır. Halk romanıdır. Doğayı anlatan bir romandır. Siyasal konulara da değinir. Ama her şeyden önce Türkiye’ye bakar” diyor.

Faruk Duman’ın 2018’de okur karşısına çıkardığı ‘Sus Barbatus!’ üzerine, yayımlandığı günden bu yana çok konuşuldu. Aynı yıl; Orhan Kemal Roman Armağanı’nı ve Cevdet Kudret Roman Ödülü’nü kazandı. Romanda tarih 1979, mevsimlerden kıştı. Bir yıldan az bir süre sonra gerçekleşecek darbeye giden yolu, ülkenin kuzeydoğusundaki küçük bir köyde yaşananlarla birlikte anlatmıştı Duman. Bir domuz avından ve doğanın zorlu şartlarının içinden Türkiye’nin toplumsal ve siyasi anlamda dönüm noktasına uzanan bir sürecin masalsı hikâyesini okutmuştu romanıyla. Şimdi takvimler 2020’yi gösteriyor. Faruk Duman ise ‘Sus Barbatus! 2’ ile okularının karşısında. Romanda tarih 1980 oldu. Mevsim karakıştan bahara döndü. Darbeye açılacak kapı biraz daha aralandı. Romanın kahramanları da bu bir adım daha değişen dünyadaki yerlerini aldı. Çetin kış koşullarında geçen ürkünç olaylarla dolu ilk cildin ardından ikinci ciltte bahar mevsimi bütün görkemiyle gözler önüne seriliyor. Romanın arka planını oluşturan siyasal olaylar ise iyice belirginleşerek hız kazanıyor. Üçüncü cildi de yazılmaya hazır, zihinde bekliyormuş üstelik. Faruk Duman’la ‘Sus Barbatus!’ macerasını ve bu maceranın yol haritasını konuştuk…

Sizinle ‘Sus Barbatus!’un ilk cildi için yaptığımız söyleşide, romandan sonrası için “Epeydir aklımın bir köşesinde dönüp duran bir romanım var, ona başlayacağım” demiştiniz. ‘Sus Barbatus!’un ikinci cildi miydi bu? Değilse nasıl tekrar girdi gündeminize bu hikâye? Neden vedalaşamadınız ya da vedalaşmak istemediniz?

‘Sus Barbatus!’a devam etmekle ilgili düşüncem vardı ama cesaretim yoktu, birbirini tekrar etmesini istemiyordum. Bu arada şimdilik ‘Başsız Süvari’ adını verdiğim bir tasarım vardı, onunla ilgili notlar alıyordum. Ama sonra birden aklıma ‘Sus Barbatus!’u nasıl tamamlayacağımla ilgili çok parlak bir fikir geldi. Bu da ‘Başsız Süvari’yi biraz daha ertelememe yol açtı. Samsun’da okurlarla bir söyleşide bir arkadaşımız sormuştu “Devam edecek misiniz?” diye… “Aklıma yatacak, Kenan’sız hikâyeyi bulursam devam edeceğim” demiştim. Şimdi Barbatus’umuzun üçüncü kitabının sonuna kadar hepsi kafamda var, ne yapacağımızı, nasıl ilerleyeceğimizi biliyorum.

Şimdi bir de öğreniyoruz ki, ‘Sus Barbatus!’ üç cildi bulacak bir roman tasarıymış. Bunu baştan mı tasarladınız?
Evet, çok önemli değil bu, siz ikiyi okudunuz, mutsuz olduğunuzu zannetmiyorum.

‘Sus Barbatus!’a yayımlandığından beri pek çok olumlu yorum geldi. Fakat siyasi bir roman mı, bir doğa romanı mı, yoksa bir destan mı olduğu konusunda farklı sesler duyuldu. Siz nereye koyarsınız ‘Sus Barbatus!’ serisini, nasıl tanımlarsınız?

Bunların hepsi doğru, neden ‘Ne romanı?’ olduğuyla ilgili bir sınırlı tanımlama yapalım ki? Bana göre ‘Sus Barbatus!’ bir dil romanıdır. Halk romanıdır. Doğayı anlatan bir romandır, burada benim daha önce oluşturduğum dilin izlerini görürsünüz. Siyasal konulara da değinir. Ama her şeyden önce Türkiye’ye bakar, bir domuz ruhu olarak ülkemizin üzerinde dolaşır, Türkçeye adanmış bir ömrün ürünüdür. Yine de, şunu söylemek lazım, romanımın tanımlanamaması hoşuma gider, öyle bir şey varsa eğer.

DİLİ DOĞA BETİMLEMELERİYE ÇALIŞTIRIYORUM
Yazdıklarınızdadoğanın kendisi de bir başka kahraman olarak metinlerin içinde hep. Peki, sizin doğayla ilişkiniz nasıldır?
Doğayı severim, geçen sene ‘Doğa Betiği’ adlı küçük bir kitap yayımladım. Bir ara Şile taraflarına çok sık gidip geliyordum, orada gündüz saatlerini geçirip, ağaçların altında oturup deftere bir şeyler yazıyordum. Çocukluk zamanlarımda da ağaçları, hayvanları çok severdim. Yani öyle sabah akşam doğa, çiçek böcek düşünen biri değilim, kaç yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Benim ilgilendiğim daha çok dildir. Dili de doğa betimlemeleriyle çalıştırıyorum.

Yazarın, romanıyla geliştirdiği ilişkiyi öğrenmek için soruyorum: Nasıl bir çalışma dönemi geçirdiniz? Araştırmalar, yeni okumalar, geziler…
Romanın kahramanları var, bunların bir kısmı benim tanıdığım insanlar, tabii, binlerce sayfa tutacak, hakkı zorlukla verilecek yaşamlar bunlar, onlarla çok yıllar önce yaptığım konuşmalar var, bu konuşmaları zamanında not etmiştim. Ama daha sonra, bu anlatılanların birbirini izlemesi ve bir olay örgüsü oluşturması gerekti. Ama ondan da önce tabii Civan Yusuf’un öyküsünün bulunması gerekiyordu. Bu olaylarla ilgili durum çok karışıktı. Bunları çözdüm. Sonra bunları yazabileceğim bir an geldi. Politik olayları iyi incelemek gerekiyordu. Murat’ı içeriye alıp günlerce işkence ediyorlar. Bu onun için bir kurmaca değil. Roman falan da umurunda değil… Neyse, kış mevsimi çözülmeye başlayacağı için biraz Karadeniz’de bahar gözlemleri ve orman gezileri de yapmış olabilirim.

SUS BARBATUS! 2 ‘Sus Barbatus’ bir halk romanıdır
Faruk Duman
Yapı Kredi Yayınları, 2020
592 sayfa, 42 TL.